Estetik Diş

Lamina Diş Kaplama

Porselen Lamina Diş Kaplama Nedir?

Porselen lamina diş kaplama, dişlerinde çapraşıklık olan bireylere, ortodontik tedaviyi istemeyen kişilerde, aralıklı dişlerde, diş beyazlatma ile giderilemeyecek ağır renklenmelerde, kanal tedavisi görmüş ve renklenmiş dişlerin üzerine, diş formundan memnun olmayan bireylere, yaygın çürükleri olanlara veya çok fazla miktarda dolgusu olan bireylere uygulanabilir. Porselen laminalarda en çok dikkat edilmesi gereken şey, diş sıkma ve diş gıcırdatma hastalığı olan bireylerdir. Bu hastalarda laminaların kullanım alanı biraz sınırlıdır.

Porselen lamina uygulamalarında, bireyin estetik bir görünüme kavuşması amaçlanır. Dişte mevcut olan kusurların giderilmesi amaçlanır. Bu kusurlar, diş çapraşıklıkları olabilir, kahverengi renklenmeler olabilir, yaygın çürükler olabilir yada çok fazla miktardaki dolgular olabilir. Bunların laminayla örtülmesi sonucu hasta, çok güzel bir estetik görünümlü gülüşe sahip olur. Dolayısıyla buda bireyin, sosyal ortamdaki öz güvenine olumlu olarak yansır.

 Porselen Lamina Diş

Estetik Porselen Lamina Diş

 

Porselen laminalar, ince bir porselen tabakasının dişin ön yüzeyine yapıştırılma esasına dayanan bir uygulamadır. Bu uygulamalarda dişin sadece ön yüzeyinden 0.5mm-1mm kadar bir törpüleme yapılır. Daha sonra istediğimiz tonda, şekilde, boyutta porselen yapraklar hazırlanır. Bu porselen yaprakları sanki birer takma tırnaklara benzetebiliriz. Bu türdeki yaprakların dişe yapıştırılmasıyla porselen lamina dediğimiz uygulamalar ortaya çıkar.Laminalar kompozit içerikli materyallerle yada porselenden yapılabilir. Kompozit içerikli materyal dediğimiz, halk arasında “beyaz dolgu” olarak adlandırılan, reçine esaslı materyallerdir. Her ikisinde de dişin hazırlanması yaklaşık aynıdır. Kompozit laminaların en büyük dezavantajı, ne kadar iyi malzeme kullanılırsa kullanılsın 2-3 yıl sonra renklenmeye başlamasıdır. Porselen laminalarda ise bu renklenme ortaya çıkmaz. Ne kadar uzun süre kullanılırsa kullanılsın, porselen laminalarda renklenme söz konusu değildir.

Porselen Lamina Nasıl Yapılır?

 

Uygun endikasyon konulduktan sonra, ilk seansta gerekli olan bölgelere minik iğnelerle bir uyuşturma işlemi yapılır. Bu uyuşturmadan sonra dişlerdeki törpülemeler yapılır ve hastadan ölçü alınarak laboratuvara gönderilir. Hasta, kliniği terk etmeden önce mutlaka geçici dişleri ağzına takılır. Hasta, bir kaç gün boyunca bu dişlerle yaşar. Bir sonraki seansta laminaların ağıza provası uygulanır. Provalarda ortaya çıkan eksiklikler giderildikten sonraki seansta hasta gerçek porselen laminaları yapıştırılarak dişlerine kavuşturulur. Bu özelliklerinden dolayı porselen laminalar hem hastalar hemde doktorlar açısından oldukça konforlu uygulamalardır.

Laminaya karar verirken, dişlerin kapanışı ve çeneler arasındaki durumunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Diş sıkma veya diş gıcırdatma gibi durumların olduğu hastalarda porselen lamina uygulanması maalesef sınırlıdır.

Porselen laminalarda, uygulama öncesi dişten çok az miktarda törpüleme yapıldığı hatta bazı vakalarda hiç törpüleme yapılmadığı için hastalarda hassasiyet gibi problemler ortaya çıkmaz. Dişin bütünlüğü böylece korunmuş olur. Çok ince hazırlandıklarından dolayı dişe yapıştırıldıktan sonra doğal dişten ayırtedilemeyecek kadar güzel bir görünüm meydana gelmiş olur. Porselen laminaların, tedavi süresinin 3-4 gün gibi kısa bir süre olması, diğer yöntemlere göre daha avantajlı olmasını sağlar.

Bağlantı

Panoramik diş röntgeni

Diş Hekimi Sertaç Kızılkaya Bakırköy Ataköy 9 kısım diş kliniğinde panoramik diş röntgeni çektirmek için randevu almak gerekmektedir.

Randevu için 05493474347

Panoramik diş röntgeni bütün çeneyi ve dişlerin köklerini görebilmek için gereklidir.Yirmi yaş dişlerinin konumları ve açıları panoramik diş röntgeni ile rahatlıkla görülebilmektedir.

Panoramik diş röntgen çektirebileceğiniz yerler:

İstanbul Bakırköy

Bilim Diş Kliniği

Diş macunları

Diş macunları uzun yıllardır kullanılır ve diş sağlığının oluşmasında önemli rol oynar diş fırçalamada ilk amaç estetik 1 aslında ön dişlerin arka dişler den daha dikkatli fırçalanması sadece bu dişlerin kolay parçalanmasından kaynaklanmakta bunların görünen dişler olması kişinin bu bölgeye ayrılır önem vermesini sağlamaktadır.  Insanlar dişlerini estetik sebeplerle fırçalamaya mecbur kalmaktadırlar ohalde diş yüzeylerine koruyucu veya tedavi amaçlı bir madde sürülecek s burada en iyi yol diş macunundan yararlanmaktadır böylece insana hem estetik amaçlı dişlerim fırçalanmış hem de onun içindeki yararlı maddelerden istifade etmiş olurlar.  Iyi bir diş macununda aranan özellikler şunlardır.  Dişin bakteri planı gidermeli ve bu işlem sırasında mine ve ben yine zarar vermemeli Iyi bir temizleme yapmalı.  Yumuşak partiküller bir aşındırıcı ya sahip olmalı.  Ağız mukozasına irritan etki göstermemeli.  Bütün bileşenleri vücut sağlığı için zararsız olmalı.  Ağza ferahlık vermeli ağız ve dişler den kolay temizlenebilme li akıcı parlak olmalı uygun fiyatlı olmalıdır.  Diş macunları çocuk durdurucu asit nötralize edilir bakteri öldürücü engin inhibe edici diş taşları oluşumunu önleyici beyazlatıcı bentin hassasiyetini tedavi edici ve hatta diş eti hastalıklarını önleyici maddeler ile zenginleştirilmiş bilmektedir diş macunları içindeki bu etkin maddeler hergeçen  gün artmaktadır.

cam fiber2

Cam fiber köprü ve kullanım alanları

Eksik dişinizin yerine hiç diş kestrmeden ve implant yaptırmadan diş yaptırabilirsiniz.

Modern diş hekimliğinde , fiber takviyeli sabit diş protezleri klasik metal-seramiklerin yerini almaya ve yararlı bir alternatif olmaya başlamıştır.

Bu yöntem için muhafazakar bir yaklaşımda olmamak gerekir. Eksik dişlerin yerine diş yaparken yan dişlerin kesilmesi gibi bazı sakıncaların üstesinden gelebilmeyi sağlayan cam fiber diş köprüleri her geçen gün daha fazla kullanılmaya başlamıştır.
Diş eksikliği olan hasta hem estetik hemde fonksiyonel köprülerine tek bir seanslık tedavi ile kavuşabilir.

Cam Fiber Diş

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin diş hekimliğide uygulamalarda kullanımı giderek artmaktadır. Uzun fiberler içeren kompozitlerin fiber demetinde 1000 ila-200.000 tane tek fiber vardır.

Dişhekimliğinde kullanılan fiberlerin en yaygını üstün estetik ve mekanik özelliklerinden dolayı cam fiberdir. Cam fiber, biyomekanik olarak dişe ve çene kemiğine benzerlik göstermektedir. Termal genleşme katsayısı kompozit dolgulara yakındır.

Günümüzde 5 farklı tipte cam, fiber yapımında kullanılmaktadır.

A-cam: % oranında soda ve kireç içeren yüksek alkali camdır.

C-cam: Yüksek kimyasal dirence sahip bir kimyasal camdır.

E-cam: Düşük alkali içerğine sahip bir elektriksel yapıdır. Neme karşı dirençlidir. Güçlendirmede kullanılan cam fiberlerin P’si E-cam fiberdir.

S-cam: (Yüksek dayanıklı cam), e Si O², % Al² O³, Mg0 içerir.

D-cam: Üstün elektriksel özelliklere sahiptir.

 

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin diş hekimliğinde kullanım alanları:

  • Diş eksikliğinin giderilmesinde köprü protezi olarak kullanımı,

Günümüzde diş hekimliğinde, metal alt yapının kullanılmadığı, kompozit yapay dişlerin komşu doğal dişlere yüksek yoğunlukta fiberler kullanılarak bağlandığı teknikler geliştirilmiştir.

Dişte minimal operasyon gerektirmeleri,estetik olmaları, kısa sürede (tek seansta) hazırlanabilmeleri,metal içermemeleri, biyo uyumlu olmaları,tüm kompozit resin restorasyonları gibi tamiri kolay,yeniden polisaj yapılabilir olmaları,implant protezlere göre daha ekonomik ve cerrahi risk taşımamaları bu tip restorasyonların avantajlarıdır.

Metal destekli seramik restorasyonlara altarnatif olarak geliştirilen bu  köprüler, travma yada başarısız endodontik tedavi nedeniyle kaybedilen dişlerin restorasyonunda,periodontal prognozun şüpheli olduğu durumlarda,lokal anesteziyi tolere edemeyen ve medikal nedenlerle uzun süreli tedavi uygulanamayan vakalarda kullanılabilmektedir.

  • Geniş diş aralıklarının kapatılmasında kullanımı diğer en yaygın kullanım alanlarıdır.
  • Sallanan dişlerin splintlenmesi (sabitlenmesi)
  • Kırık diş restorasyonlarında kullanılabilmektedirler.
cam fiber

Cam fiberler

Diş Hekimliğinde Kullanılan Cam fiiber ile güçlendirme, 1960′ların başından beri dişhekimliği literatüründe bulunur ve son zamanlarda yapılan geliştirmeler ile gündeme gelmiştir ve bundan sonra genel klinik kullanım kabul görmüştür.

a) Periodontal splint olarak

Mobilite gösteren dişlerin splintlenmesi amacıyla geleneksel olarak kompozit rezin, teller, tel örgüler, amalgama gömülmüş teller kullanılmaktadır. Bu materyallerin kullanımında düşük işlenebilir özellikleri, dental rezinlere düşük bağlanma özelliği göstermeleri, düşük estetik sonuçlar ve kalınlık gibi problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemleri gidermek amacıyla fiberle güçlendirilmiş rezin splintler kullanılmaktadır. FRC splintler kron içi ve kron dışı olarak iki farklı şekil* de kullanılmaktadır. FRC splintler, günümüzde ön doyurulmamış; Ribbond Rein-forcement, Connect, DVA, Glasspan, Fi-berflex, Fiber-Splint ve ön doyurulmuş; Splint-lt ticari ismiyle kullanılmaktadır.

Endodontik post ve korları direkt olarak yapıştırma FRC postlar, endodontik tedavi görmüş ve kırılmış dişleri restore etmek amacıyla kullanılan klasik sistemlere yeni katılmış bir materyaldir . FRC postlar, metal veya döküm post ve korlara ve prefabrike metal ve zirkonyum post gibi yapılar klasik post-kor sistemlerine göre daha yüksek esneklik ve yorulma kuvveti göstermektedir.

Fiberlerin niceliği, fiberin matriks içindeki ağırlığı ile değil, hacmi ile tanımlanmaktadır.Bu yüzden fiber içeriği fazla bile olsa, yoğunluğu düşük olan fiberlerle hazırlanan örneklerde beklenenden daha düşük dayanım kuvvetleri elde edilmektedir. Cam fiberlerin özgül ağırlığı; karbon/grafit, aramid ve UHMWP fiberlerden daha yüksek olduğu için eşit miktarda kullanıldıklarında, cam fiberlerle daha üstün kuvvetlendirme sağlanmaktadır.
Akrilik rezin polimer matriks içindeki fiberlerin niceliğindeki artış ile protez kaide polîmerlerinin germe ve sertlik dayanımının arttığı bildirilmektedir.
Endüstri alanında termoplastiklerle fiberin doyurulması farklı hazırlama yöntemleri ile başarılı olarak uygulanmaktadır, ancak bu yöntemler klinik diş hekimliği ve laboratuvar teknolojisinde ki ihtiyaçlara cevap verememektedir.
Fiberlerin doyurulma derecesi, doyurulmamış fiberlerin mikroskop altında sayıldığı bir yöntemle hesaplanmaktadır. Buna göre doyurulmuş fiberlerin tüm fiberlere oranı doyurulma derecesi (Dimp) olarak tanımlanmaktadır.

Dokuma ve örgü fiberler izotropik, başka bir deyişle ortotropik mekanik özelliklerine bağlı olarak kullanıldıkları kompozite her yönde dayanım sağlamaktadır. Bu nedenle kompozite uygulanacak en yüksek gerilimin yönünün bilinmediği durumlarda kullanımları uygun bulunmaktadır. Çok yönlü fiberlerin endikasyonları arasında kron, diş üstü protez ve yüzey tutuculuğu ile sağlanan periodontal splintler yer almaktadır.
Güçlendirmenin etkinliği yönünden karşılaştırıldığında çok yönlü fiberler gelen yüke 45°’lik açıda bulundukları için Krenchel faktörüne göre tek yönlü fiberlerin yarısı kadar güçlendirme sağlamaktadır.

 

Cam fiberler

Cam fiber, camın ince flamentler haline getirilmiş halidir. Camın oluşumundaki en önem/i etken camın kristalizasyona uğramadan hızlı soğuyabilme kapasitesidir. Primer cam yapıcı materyaller silisyum oksit (Si02), boroksit (B203), germanyum oksit (GeOg), fosfor oksit (P2Os) ve arsenik oksit (As203) gibi oksitlerdir. Bu oksitler başka bir oksite ihtiyaç duymadan cam yapabilirler. En sık kullanılan cam yapıcı oksit Si02′dir. Her ne kadar bu oksitlerin tek başlarına cam yapabilme özellikleri varsa da bazı oksitler düzenleyici olarak kullanılmaktadır. Bunlar sodyum oksit (Na20), potasyım oksit (K20), kalsiyum oksit (CaO), magnezyum oksit (MgO), baryum oksit (BaO) ve civa oksit (PbO)’dir. Bu düzenleyici oksitler sayesinde camın akışkanlığı arttırılarak çalışma süresi uzatılabilmektedir. Ayrıca bu düzenleyiciler camın iyonik karakterinin arttırılmasını sağlayarak optik ve termal özelliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.Cam fiberler 1960′ların başından diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Renksizliği ve doku uyumu gibi avantajları sayesinde tercih edilir hale gelmiştir.
Dişhekimliğinde kullanılan cam fiberlerin kompozisyonları birbirinden farklılıklar göstermektedir. FRC’de kullanılan devamlı fiberler genellikle alkalisiz camdan oluşur ve elektirikse) cam yani E-cam olarak bilinmektedir. E-cam; Si2-AI203-CaO-MgO sistemine dayanır ve bu sistem iyi cam oluşturabilme yeteneğine sahiptir.
E-cam yüksek CaO içeriğinden dolayı, bu kompozisyona benzer asidik solüsyonlardan düşük direnç göstermektedir. Bu yüzden E-camın kompozisyonu B203 ile karıştırılıp, CaO içeriği azaltılarak modifiye edilmiştir.

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Klinik diş hekimliğinde fiberle güçlendirmeler 1960 ve 7011 yıllarda araştırıcılar atandan polfmatlf metakrilat protezleri cam veya karbon fiberlerle göçlondirmoye çalışmışlar, daha sonra 1080′H yıllarda benzer denemeler tekrarlanmıştır. Implant üttü sabit protez restorasyonları, ortodontik tutucular ve «puntlar İçin fiberle güçlendirilmiş protetik  alt yapı yapımına yönelik İlk çabalar başlatılmıştır, Bu materyaller ve tekniklerin laboratuvar denemelerinde artmış mekanik özellikler göstermelerine rağmen, klinik kullanımda mekanik özellikler göstermelarlne rağmen, klinik kullanımda mekanik özelliklerin yetersizliği ve uygulama zorluklarından dolayı, çok fazla kabul görmemişlerdir.

cam fiber diş köprüsüTavsiye edilen uygulamaların çoğu, fiberlerin dental rezin içine el ile yerleştirilmesi İle ilgiliydi. Bu uygulamalar sırasında serbest fiberleri el ile şekillendirmek çok zor olmakta ve bozulmalarını ve/veya kontamlne olmalarını engellemek İçin çok büyük dikkat gerekmekteydi. Bu yüzden fiberlerin eklenmesiyle mekanik özellikler artarken, bu ilerlemenin derecesi ticari ui’ünlerdo sağlanan başarıdan çok uzaktaydı. Beklenenden daha düşük mekanik sonuçlar alınmasının İki sebebi olabilece

Öl düşünülmekteydi. Bunlardan birincisi dentairazinlerin içine yerleştirilen fiberin atkın İçeriğinin hacım olarak %15′den dü•* olması, ikincisi isa fiber yığınlarının razınla düşük oranda ıslatılabilmesi ve buna bağlı olarak fiberle rezin arasında boşluğa veya uygun olmayan birleşmeye neden olunmasıydı. Fiberle güçlendirmenln teoride olduğu kadar etkili olmaması endüstriyel ürünlerin hacim olarak %50%70 oranında fiber içermesi ile açıklanmıştır.

1980′li yılların sonlarında, araştırıcılar rezin tarafından fiberlerin tam doyurulması, fiber ile matrika arasındaki etkili birleşmenin önemine dikkat çekerek, diş hekimliği için uygun teknikler geliştirmeye başlamışlardır.

Bu tekniklerden biri, diş hekimi veya diş teknisyeninin fiber demetlerine düşük viskoziten rezlni elle uygulaması ve tam bir ıslatma sağlamasıdır. Bu uygulama uygun fiber ve rezin seçilmesi ve el becerisi gerektirmesi gibi dezavantajlara sahiptir. Diğer teknik İsa, kontrollü imal yöntemleri ile hazırlanmış, önceden doyurulmuş fiber demetlerinin kullanılmasıdır. Birkaç farklı İmal yöntemi bulunmasına rağmen bunların hepsinde fiberler fabrikasyon otarak rezin içine sarılarak, rezinin fiber yığını İçine girmesi sağlanmaktadır.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Farklı imalat uygulamaları fiberlerin içeriğini ve son boyutunu, rezinin vizkozitesini, hazırlanma hızını, fiber yığınları üzerindeki gerilmeyi kontrol eder. Bu hazırlama işlemleri yüksek fiber içeriği, tam ıslatma, minimum eksiklik ve önceden doyurulmuş fiberle güçlendirilmiş kompozitieriri çapraz kesitinin boyutunun kontrolüne izin vermektedir.

Fiberle güçlendirilmiş kompozit restoratif materyal, matriks içinde fiber güçlendirmeden oluşan bir yapıdır ve Fiberle Güçlendirilmiş Kompozit (Fiber Reinforced CompositesFRC) olarak isimlendirilmektedir, FRC’de fiberler matriks içinde gömülü olarak bulunmaktadır. Diş hekimliğinde kullanılan matriks polimer veya rezin esaslı yapıda olup cam, karbon veya polietilen yapıdaki fiberler etrafında devamlı bir faz oluşturmaktadır. FRC’deki matriks yapı üzerine gelen yükleri, en güçlü kısmı olan fiberlere transfer etmekte ve sardığı fiberleri nem etkisinden korumaktadır.

Diş Hekimliğinde kullanılan Fiberler

1. KarbonGrafit Fiberler:

Karbon fiberler ticari olarak ilk defa 19601ı yılların başında üretilmiş ve diş hekimliğinde 1970 (erin başında kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ticari olarak kullanılan karbon fiberlerin çoğu polyakrilonitrilin kombinasyonu ile hazırlanmaktadır. Ayrıca zift ve rayon gibi ön hazırlayıcı materyallerden de karbon fiberler üretilmektedir. Karbon fiberler ince tabakalardan meydana geferi grafitlerin birbiri içine dağılmış fibrillerinden meydana gelmektedir. Karbon fiberler önceleri polimetil metakrilat (PMMA) yapısını güçlendirmek için kullanılmış ve pofimerlerin kırılma dayanıklılarını arttırmıştır. Koyu rengi dezavantaj oluşturmaktadır. Bu yüzden son yıllarda estetiğin çok Önemli olmadığı, kanal postlarında kullanılmaktadır.

2.    Aramid Fiberler:

Aromatik poliamid fiberlerin jenerik ismidir. Organik polimerik yapıdaki bu fiberler pofy (paraphenyiene terephthaiamide) likit kristalin solüsyonlarından eğirilerek üretilmektedir. Gerilmeye karşı yüksek kuvvet ve dayanım göstermesine rağmen mikrofibriier yapısından dolayı sıkıştırma ve bükülme kuvvetlerine karşı diğer fiberlere oranla daha düşük dayanım göstermektedir. İlk kez DuPont tarafından ticari olarak Kevlar ismiyle üretilmiştir.

3.    Polietilen Fiberler:

Organik polimer yapısındaki bir diğer fiber de Ultra High Modulus VVeight Polietilen (UHMVVP) Fiberdir. Karbonkarbon çift bağı içeren bir hidrokarbon olan etilenin serbest radikal polimerizasyonu ile polietilen oluşturulmaktadır. Polietilenin eğirilmesi ile polimerik zincirler düzenlenmekte ve yüksek oryantasyona sahip polietilen fiberler meydana gelmektedir. Doğal rengi, düşük yoğunluğu ve biyolojik uyumluluğu gibi avantajları bulunmaktadır. Polietilen fiberlerin en büyük dezavantajı 140°C’den sonra yapısal olarak bozulmaları nedeniyle yüksek ısı ile polimerize olan kompozitlerle kullanılamamasıdır. Diş hekimliğinde kullanılan polietilen fiberlerle beklenen başarının sağlanamamasının polimer kompozitle fiberin adezyonundaki problemden kaynaklandığı bildirilmekte ve bunun nedeni olarak da fiberin yumuşak bir yüzeye sahip olması ve fiberde kimyasal bağlanma yüzeylerinin eksik olması gösterilmektedir. Bu yüzden son yıllarda polietilen fiberlerin yüzeyleri plazma ile işleme tabi tutularak polimer yapının fiberlere adezyonu arttırılmaya çatışılmaktadır.

4. Cam fiberler:

Cam fiber, camın ince fiamentler haline getirilmiş halidir. Camın oluşumundaki en önemli etken camın kristalizasyona uğramadan hızlı soğuyabilme kapasitesidir, Primer cam yapıcı materyaller silisyum oksit (Si02), boroksit (B203), germanyum oksit (Ge02), fosfor oksit (Pg^V ve arsenik oksit (As203) gibi oksitlerdir. Bu oksitler başka bir oksite ihtiyaç duymadan cam yapabilirler. En sık kullanılan cam yapıcı oksit Si02′dir. Her ne kadar bu oksitlerin tek başlarına cam yapabilme özellikleri varsa da bazı oksitler düzenleyici olarak kullanılmaktadır. Bunlar sodyum oksit (Na20). potasyım oksit (K20), kalsiyum oksit (CaO), magnezyum oksit (MgO), baryum oksit (BaO) ve civa oksit (PbO)’dir. Eki düzenleyici oksitler sayesinde camın akışkanlığı arttırılarak çatışma süresi uzatılabilmektedir. Ayrıca bu düzenleyiciler camın iyonik karakterinin arttırılmasını sağlayarak optik ve termal özelliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Cam fiberler 1960′lann başından diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Renksizliği ve doku uyumu gibi avantajları sayesinde tercih edilir hale gelmiştir.

Dişhekimliğinde kullanılan cam fiberlerin kompozisyonları birbirinden farklılıklar göstermektedir. FRC’de kullanılan devamlı fiberler genellikle alkalisiz camdan oluşur ve elektiriksel cam yani Ecam olarak bilinmektedir. Ecam; Si2AI203GaOMgO sistemine dayanır ve bu sistem iyi cam oluşturabilme yeteneğine sahiptir.

Ecam yüksek CaO içeriğinden dolayı, bu kompozisyona benzer asidik solüsyonlardan düşük direnç göstermektedir.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Cam fiberin yüzey enerjisini düşürebilir, Çünkü B203 suyla çok reaktiftir. Özellikle cam fiberin hazırlanması esnasında yüzeyde birikebilecek B203 FRC’nin ara yüzeyinde hidroliktik bozulmayı arttırmaktadır.

FRC’in mekanik kuvvetini etkileyen faktörler:

1. Fiberlerin Oryantasyonu: Tek yönlü fiberler uzun, devamlılık gösteren ve birbirine paralel seyreden, 67 um kalınlığında tek fiberlerden oluşan,

200.000 arasında değişen fiber demetleri halinde bulunmaktadır.

tek yönlü fiberlerin şematik diyagramı görülmektedir.

Tek yönlü fiberler kompozit yapıya anizotropik mekanik özellikler vermekte ve en yüksek gerilimin yönünün bilindiği durumlarda kullanımı uygun bulunmaktadır. Bu tip materyaller sabit bölümlü protezlerde destek alt yapı olarak bazı hareketli bölümlü protez şekillerinde ve kavite esasına dayanan periodontal splintterde uygulanmaktadır.

İki veya çok yönlü fiberler dokuma ve örgü tarzında yapılardır. Dokuma ve örgü tarzındaki cam ve polietilen fiberler.

Dokuma fiberler keten (linen), saten (satine) ve çapraz dokunmuş kumaş (twill) tarzında farklı yüzey yapılar içermektedir.

Dokuma ve örgü fiberler izotropik, başka bir deyişle ortotropik mekanik özelliklerine bağlı olarak kullanıldıkları kompozite her yönde dayanım sağlamaktadır. Bu nedenle kompozite uygulanacak en yüksek gerilimin yönünün bilinmediği durumlarda kullanımları uygun bulunmaktadır. Çok yönlü fiberlerin endikasyonları arasında kron, diş üstü protez ve yüzey tutuculuğu ile sağlanan periodontal splintler yer almaktadır.

Güçlendirmenin etkinliği yönünden karşılaştırıldığında çok yönlü fiberler gelen yüke 45°Tık açıda bulundukları için Krenchel faktörüne göre tek yönlü fiberlerin yarısı kadar güçlendirme sağlamaktadır.

Lazerli dolgu beyaz diş dolgusu

Dişhekimliğinde amaç, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonucunda hastaya doğal diş görünümünün ve fonksiyonun yeniden kazandırılmaya çalışılmasıdır. Doğal görünüm kavramı sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerin etkisiyle bireyler arasında farklılıklar gösterir. Bu alanda son zamanlarda yapılan tüm çalışmalar, diş dokularında çeşitli nedenlerle oluşan kayıpların giderilmesinde kullanılacak diş renkli restorasyon materyallerinin ve yöntemlerinin bulunması üzerine yoğunlaşmıştır. Çiğneme fonksiyonu ve tutuculuğun yanı sıra hastaların artan estetik eğilimleri nedeniyle yapılan restorasyonlarda diş yapısından minimum doku uzaklaştırarak maksimum fonksiyon, tutuculuk, dayanıklılık ve estetik sağlanmaya çalışılmaktadır.

Kompozit, sert, çakıl taşına benzer doldurucu partikülleri olan kum veya çakıl taşına benzer bir materyal olup doldurucu partikülleri bir arada tutan ikinci bir materyal olan sert bir matrisle çevrelenmiştir. Matris materyali genellikle pasta şeklinde olup, bir katalizör eklendiğinde veya ışık tutulduğunda aktive olarak sertleşmeye başlar. Sertleşmeden önce bir modele veya diş çukurcuğuna yerleştirilmek üzere dizayn edilmiştir. Estetik uygulamalar için ideal bir materyaldir.

Direkt estetik materyallerin gelişimi,gerçek anlamda 1871 yılında silikat simanlarla başlamıştır. Bunu, 1945 yılından itibaren estetik restorasyonlar için önerilen doldurucu içermeyen rezinler izlemiştir. Bu süreçte izlenen en önemli gelişmeler, Bovven’in BİSGMA yapısını bulması, Buonocore’un geliştirdiği asitle pürüzlendirme tekniği ve bonding sistemlerinin geliştirilmesidir. Kompozit materyali 1962 yılında Dr Ray Bowen taralından tanıtılmış ve günümüze kadar önemli gelişmeler göstermiştir. Kompozitler, polimerize edildiğinde çapraz bağlı sert pollmerlere dönüşen yüksek moleküler ağırlığa sahip polimerler olarak tarif edilebilir.

Tozlikit karışımı ile diş hekimliğine giren kompozitler, daha sonra iki pat şeklinde kullanılmış, ancak çalışmalar ve klinik deneyimler sonrası iki patın karıştırılması ile hava kabarcıklarının kalabildiği ve bu hava kabarcıkları nedeniyle aşınmaya karşı direncinin düştüğü gözlemlenmiştir. Kimyasal olarak polimerize olan bu kompozitlerde çalışma süresinin kısa olması nedeniyle uygulamada başarısızlıklar olabildiği gibi, kompozitin tek seferde kütlesel olarak kaviteye uygulanması zorunluluğu da polimerizasyon miktarını arttırmaktaydı. Bu nedenlerle günümüzde tek pat şeklinde ve dalga boyu ortalama 460 nm olan, görünür ışıkla polimerize edilen kompozitler geliştirilmiştir.

Kompozitlerin (Lazerli dolgu beyaz diş dolgusu) yapısı

Kompozitler yapı olarak üç ayrı komponentten oluşur;

1. Organik komponent (organikfaz): BİSGMA (Bis Phenol A Glycidy Methacrylate) ve UDMA (Urethane Dimetacryiate)’dır. İkisi de aşırı derecede viskoz yapıda olup, viskoziteyi azaltmak için TEGDMA (Triethylene Glycol Dimethacrylate) ilave edilir. Farklı renkleri oluşturabilmek için kompozitlerin içine ayrıca çeşitli organik ve inorganik pigmentler ilave edilir.

2. İnorganik komponent (inorganik faz): Çeşitli şekil ve büyüklükteki kuartz borosılikat cam, baryum, çinko, stronsiyum, seramik ve silika  Bu faz kompozitin başansı dan büyük önem taşır.

Kompozitlerin fiziksel özellikleri büyüt oranda dolduruculara, bağlayıcı ve or nik matrikse bağlıdır. Dayanıklılığı, s^ ği, aşınmaya direnci ve termal genleşm katsayısı, doldurucu ve bağlayıcı türüne6 renk stabilitesi ve yumuşama eğilimi ise organik matrise bağlı olan özelliklerdir

Kompozitlerin sınıflandırılması A. Doldurucu partikülün hacimsel ya da ağırlık oranına göre

A1. Akıcı (Flovvable) Kompozitler: inorganik doldurucu bakımından daha az partikül içeren ve katı kıvamda olmayan kompozitlerdir. Aşınma direnci ve kuvveti açısından zayıftır.

A. 2 Packable Kompozitler: Yüksek

dansite gösteren posterior kompozitlere

denir. Doldurucu partikülleri büyük oldu

ğundan bitirme ve polisaj işleminden son

ra pürüzlü yüzey oluşma riski fazladır.

B. Polimerizasyon yöntemlerine

göre

B-. Kimyasal olarak polimerize olan kompozitler: Çift pat sisteminde üretilirler ve polimerizasyon iki patın karıştırılması ile kimyasal yolla başlar. Polimerizasyon büzülmesi ve marjinlerde stres birikimine rastlanır.

B–. Işık ile polimerize olan kompozitler: Tek pat sisteminde üretilirler ve poimerizasyon ışık ile oluşur. Polimerizasyonu başlatan mavi ışık, 420450 nm dalga boyundadır. Işık kaynağı tungsten halojen ampuldür.

C–. Makroiil kompozitler: Partikülter genellikle 110 um büyüklüğündedir. Aralarında 10100 um büyüklüğünde partjküllere de rastlanır. Geleneksel kompozitler, makrofil kompozitler olarak adlandırılır. Unfilled akrilik rezinlere oranla 45 kat daha fazla sıkışma dayanıklılığı, 2 kat daha fazla gerilme dayanıklılığı gösterirler ve su absorbsiyonları daha düşüktür.

C—. Minifil kompozitler: Doldurucu partikül büyüklüğü 0.11 um arasında olup partikül miktan büyük partiküllülere oranla daha fazladır. İnorganik partiküllerin daha küçük olması düzgün bir yüzey elde edilebilmesini sağlar.

- Hem kimyasal, hem de ışıkla polimerize olan kompozitler: Polimerizasyonun tam olarak gerçekleşmesinden endişe duyulan her ortamda kullanılması önerilen bu tür rezinler özellikle derin kavitelerde ve interproksimal aralarda başarılıdır.

- -İnorganik tutucu partiküllerin büyüklüğüne göre

— Megafil kompozitler: Doldurucu partlküller genellikle 50100 um büyüklüğündedir.

 

Ayrıca dişe benzeyen doğal görüntülü materyaller elde etmek için floresan ajanlar eklenir. Bazı durumlarda altta kalan diş renginin kompozite yansımasını engelleme ihtiyacı doğar. Örneğin travmatize dişlerde aşırı bir renk değişikliği söz konusu olabilir ve bu renk değişikliği kompozit yüzeyine yansıyabilir. Böyle durumlarda yansımayı engellemek için opak kompozit kullanılır. Bu sebeple materyale titanyum oksit gibi metal oksitler eklenir. Koyu renkli pigmentler daha fazla ışığı absorbe ettiği için koyu renk uygulandığı zaman, daha iyi polimerizasyon için daha ince tabakalar halinde materyal uygulamak gerekir. Bu durum opaker kullanıldığında da geçerlidir. Çünkü opaker de, ışığın kompozite derin penetrasyonunu engeller.

İnsan mine ve dentininin ortalama ışığı kırma insidansları 1.65 ve 1.56′dır. Mine tabakası ince ve transparan olduğundan, rehber olarak dentinin kırılma indeks değerini (1.56) almak uygun olandır. Aksi takdirde optik değişiklikler görülür. Çoğu kompozitin kırılma insidansı 1.45 ve 1.55 olan doldurucu partikülleri vardır.

Kompozit Rezinin Polimerizasyonu İçin Kullanılan Işık Cihazları

A. Halojen Işık Cihazları

Ucuz, tamiri kolay ve teknolojileri oldukça basittir. Ayrıca geniş dalga boyu aralığı farklı polimerizasyon başlatıcıları için yeterlidir (380520 nm dalgaboyu).

Kalın tabakalı kompozit rezinleri kısa sûrede polimerize edebilmek için 1500 mW/cm2 den fazla yoğunlukta halojen ışık cihazları geliştirilmiştir. Bunun yanında ısı açığa çıkarmaları, ampul ömrünün kısalığı ve ışık gücünün voltaj ve kullanım sıklığına göre değişmesinden dolayı ışık gücünün sık kontrol edilmesinin gerekmesi dezavantajlarıdır.

B. Led Işık Cihazları

Üretici firmaları tarafından soğuk ve standart dalga boyunda ışık ve uzun ömürlü ampul sloganıyla kullanıma sunulmuştur. I. Jenerasyon LED ışık kaynakları (LED I), 300 mW/cm2 yoğunlukta düşük ısı gücüne sahiptirler. Ancak, geliştirilen LED II ışık kaynakları 7501500 mW/cmz*lik yüksek ışık gücüyle yüksek performans ve halojen ışık cihazlarından daha başarılı sonuçlar verir. Buna sebep olarak da ürettiği 440490 nm dalgaboyuyla polimerizasyon için gerekli olan 468 nm dalga boyundaki ışığı direkt olarak verebilmesi gösterilmiştir.

C. Plazma Arc Işık Cihazları

Xenon teknolojisi Ürünüdür. 11001500 mW/cm2 lik yüksek yoğunlukta güç açığa çıkarmaları karakteristik özellikleridir. Işık 470 nm civarında dar aralıktaki dalga boyundadır. Üretici firmalar polimerizasyon süresini 39 sn olarak açıklamaktadırlar. Fiyatları oldukça yüksektir. Sürenin arttırılmasını ısı faktörünü dezavantaj olarak gündeme getirir.

D. Argon Lazer

En önemli avantajı, sahip olduğu dalga boyunun sabit olması ve uyguJama alanı içinde her bölgedeki enerji yoğunluğunun aynı olmasıdır. Argon lazer 480 nm dalga boyunda, 600 mW/cm2 HK yükeek yoğunlukta ışık demetleri oluşturmaktadır Oldukça pahalı olmalarının dışında dezavantaltan yoktur takat ballrgln üetünlüklerl da açıklanmamıştır,

Çoğu dental kompozite pollmerizaayon için gerekil olan dalga boyu 420450nm aralığıdır, Işıkla pollmerlzaayonda dikkat edllmeel gereken durumlar;

Işık aletinde voltaj değişikliklerinin ol maaı, optik filtrenin yetersizliği, ışık çubuğuna kompozit reçine bulaemaeı ve ışık çubuğundaki fiber optik demetlerde kırılmalar ve kopmalar ışık kaynağının performansını etkileyebilmektedir. Ayrıca ışık verme süresi, ışığın yönü, kompozitin yüzeyine mesafe ve ışık çubuğunun hareket ettirilmesi gibi noktalarda sağlıklı bir kompozit restorasyonunda çok büyük önem taşır.silikon tozu içeren silikon lastiklerdir ki yüzeyin hem pürüzsüz bitimini, hem de parlaklığını sağlar. Cila işlemleri için silikon esaslı lastik frezler ve arkansas taşı, disklerin ulaşamadığı yüzeyler için kullanılabilir. Bu alandaki diğer bir yenilik de sı vı cila adı altında üretilen Biscover’dir. Sıvı cila, Kompozit yüzeyine asit uygulandıktan sonra fırça ile sürülür. Polimerizasyonu TPO adı verilen bir başlatıcı ile olduğundan LED ile polimerize olmaz. Mucizevî bir buluş gibi görünse de, uzun süre yüzeyde kalammakta ve parça parça dökülüp kırılmaktadır.

Kompozit restorasyonların klinik başarısı hasta ve diş seçimine, oklüzyona, hastanın oral hijyenine ve alışkanlıklarına, rezin türüne, uygulama yöntemine, hekim yetenek ve deneyimine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Başarısızlık nedenleri şöyle sıralanabilir,

Polimerizasyon büzülmesi,

Marjinal sızıntı,

Aşınma,

Postoperatif hassasiyet,

Renklenme

 

Araştırmacılar, hastalarda kullanılan dental restoratif materyallerin pek çoğuna karşı alerjik reaksiyonların gelişebileceğini belirtmişlerdir. Kullanılan kompozit rezin sistemleri tam olarak mükemmel olmasalar da son derece tatminkardırlar.

 

Diş tedavisi sonrası hassasiyet nedn olur?

Dentinin asitlere karşı savunma mekanizması

Dentinin pulpayı, asitlere ve restoratif materyallerden kaynaklı kimyasal toksinlere karşı korumasında üç mekanizma olduğu düşünülmektedir. Bunlar; difüzyon sınırlaması, hidroliz için sınırlı nem ortamı ve hidroksit apatitin tamponlama gücüdür.

Birinci mekanizmada dentin boyunca oluşan difüzyon sınırlaması ve dokunun puipal tarafındaki kapiller dolaşım dentine uygulanan potansiyel toksinlerin konsantrasyonunu düşürerek pulpal hücreleri korur. İkinci mekanizmada; katı bir maddeden (öjenol gibi) yayılan potansiyel toksinler hidrofitik olduğunda dentinin ıslaklığı doku için koruyucudur. Kuvvetli asitlerle ilgili veriler ise üçüncü bir koruma mekanizmasını ortaya çıkarmıştır: Potansiyel toksin kuvvetli bir asit olduğunda, hidroksil apatitin tamponlama gücü dentinin koruyucu etkisine katkıda bulunur. Bu mekanizmalar canlı pulpalı İnsan dişlerinde geçerli olduğundan asitbaz reaksiyonunu esas alan dental materyaller (çinko fosfat siman, cam iyonomer siman) rutin doku kültür testlerinde aşırı toksik sonuçlar verse de klinik kullanımda geniş bir yer tutar.
Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır. Dentinin şartlandırılması ile smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritübüler dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübülterinin ağız kısımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylaşır

Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğer yüzey aşırı derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kollajen îibrilter birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağları büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavram ı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandırıcılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştı analarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarını göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar. Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup, burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşırı demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etch i ng pri m ere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar.

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerle yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek İçin primer ajana ihtiyaç vardır» Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabiürliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması İle demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşluktan doldurur ve İntertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 pm kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ite sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek

Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır, Dentinin şartlandırılması ite smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritûbüier dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübüllerinin ağız kı

Besim 2.3a,b,c: Self etch sisteminde yüzeydeki dentin smear tabakası, asitleme ile şekillendirilmesi, bonding ajan ve resinin penetrasyonu

sımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylar şır .Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğeryüz# aşın derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kolla*011 fibriller birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağlan büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavramı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandıncılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştırmalarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarım göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup. burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşın demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etching primere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar .

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerie yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek

için primer ajana ihtiyaç vardır. Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabilirliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması ile demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşlukları doldurur ve intertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 um kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ile sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek bir şişede birleştirildiği self etching primere sahip sistemlerde; primer ajan olarak hareket eden moleküller aynı zamanda asidiktir ve dentin yüzeyini şartlandırırlarken yüzey enerjisini de ayarlarlar. Primer ajan içindeki, karboksil grupları suya atiniteleri nedeni ile primere hidrofilik özellik Sağlarlar, dentinin mükemmel ıslatılmasına izin verirler. Hidrofobik metakrilat grupları dentin yüzeyinden uzakta oryante olurlar ve son aşamada uygulanacak yapıştırıcı ajan için polimerize olabilen bir yüzey oluştururlar. Primerde kullanılan hidrofilik rezinler; HEMA (hidroksietil metakrilat ) PMDM (piromelitik dianhidrit ve 2_ hidroksietil metakrilat), BPDM (bifenil dimetakrilat), NTGGMA (Ntriglisin glisidimetakrilat) ve 4META (4metakriloetiltrimelit anhidrit )’dır.

3. Bağ oluşumunda son aşama; demineralize edilmiş, primer uygulanmış olan yüzeye adeziv rezin uygulamasıdır. 8u

komponent birçok sistemde yapıştırıcı ajan olarak adlandırılır. Adeziv rezinler kimyasal, ışıkla veya dual olarak polimerize olurlar. Primer uygulandıktan sonra oluşan hibrit tabakası adeziv rezinle birlikte polimerize olur. Oluşan adeziv rezin tabakasının stresleri absorbe ettiği ve kompozit rezinin polimerizasyonunda meydana gelen polimerizasyon büzülmesi sırasında ayrılmayı önlediği söylenmektedir. Varyasyonlar genellikle ıslatılabilirliği artıran, viskoziteyi ayarlayan TEGOMA (trietilen glikol dimetakrilat) ve BisGMA gibi hidrofobik monomer ve dentin yüzey ıslanabilirliliğini artırmak için HEMA gibi hidrofilik rezinlerle sınırlıdır. Primerin dentin yüzeyinde oryante olmuş hidrofobik metakrilat grupları ile bonding (yapıştırma) ajanın kopolimerizasyonu dentin

rezin bağını tamamlar.

Dentine olan bağlantı, dentin yüzeyinde hibrit tabakasının oluşmasına bağlıdır. Hibrit tabakası, monomerlerin dentinin kollajen ağında polimerize olarak mikro mekanik bağ oluşturmasıdır. Kompozit ve yapıştırıcı ajanlar üzerine dentinde oluşabilecek bağın kimyasal bağdan ziyade, mikro mekanik bağ olacağı belirtilmiştir.

Yapıştırıcı ajanın polimerizasyonunu engelleyebilecek oksijen temasının olmaması için ajan yeterli kalınlıkta olmalıdır. Adeziv rezin yüzeye fırça ile sürütür, ince uniform bir tabaka oluşturulur. Hava sıkılarak kalınlığın azaltılmasından kaçınılmalıdır. Çünkü bu tabakanın fazla inceltilmesinin makaslama bağlantı direncini azalttığı söylenmektedir. Bu tabakanın kalınlığı 125 um olduğunda, kompozit rezinin polimerizasyon büzülmesi streslerinin de azaldığı gözlenmiştir.

Dentin rezin bağlantısını etkileyen bir diğer faktör kullanılan kompozit rezindir. Kompozit rezin polimerizasyon sırasında büzülür ve büzülme derecesi materyalin doldurucu içeriğine bağlıdır. Mikro dolduruculu kompozit rezinler, diğer kompozit rezinlerden daha fazla büzülürler. Ancak young modülleri daha düşüktür. Düşük modüllü kompozit rezinler akma özellikleri nedeni ile büzülme streslerinden kurtulurlar. Sert ve yüksek modüllü materyaller akışkan değildir ve bundan dolayı, polimerizasyon büzülme streslerini daha az kompanse ederler. Ek olarak yüksek doldurulmuş kompozit rezinler kuvvetlere maruz kaldıklarında esneyemezter. Bu nedenle tampon oluşturacak veya stres kırıcı olarak rol oynayacak düşük viskozitede ve düşük modüllü bağlayıcı ajan kullanılmalıdır.

Dentin rezin bağında bir başka önemli faktör, diş dokuları ve kullanılan materyal arasındaki termal genleşme katsayı farkları ve diş ile restorasyon arasındaki muhtemel boşluğu kaplayan sıvının termal genleşmesidir. Kullanılan materyal ile diş dokusu arasındaki termal genleşme katsayısı önemli derecede farklı ise, diş ısı değişikliklerine maruz kaldığında, restoratif materyal altındaki boşluk boyutu değişecektir. Düşük ısılar, negatif bir ara yüz basıncı meydana getirir ve ara yüzde boşluk oluşturur ve bu bölgeye sıvının girmesine neden olur. Isı arttığında ara yüz basıncı artar, boşluklar kapanır ve sıvılar bu bölgeden çıkarlar.

Dentin bağını etkileyen bir diğer faktör de normal dentin yüzey yapısının yanında dentin yapısını ve kimyasını değiştirebilecek patolojik dentinin mevcudiyetidir. Çürükten etkilenmiş dentin, skleroze servikal erozyon lezyonları, dentin yapısının patolojik olarak değiştiğini gösteren örneklerdir. Çalışmalar, sklerotik dentindeki tübülün kristal deposu olduğunu ve dentin hassasiyetini yitirdiğini göstermiştir. Sklerotik dentin, asidik şartlandırıcı solüsyonlara dirençlidir. Sklerotik servikal lezyonlarda dentin adezivlerinin klinik performansları, normal dentindeki kadar tatmin edici değildir.